Devrimden Savaşa: İran’ın Yükselişi ve
Ortadoğu’nun Kırılgan Dengesi
Arda Ragıp
1979 İran Devrimi, Ortadoğu’nun siyasi yapısını kökten değiştiren bir dönüm noktası olarak
görülmektedir. Devrimle birlikte İran, Batı ile yakın ilişkiler içinde olan monarşik sistemden
uzaklaşarak İslam Cumhuriyeti modeline geçmiş ve dış politikasını büyük ölçüde bağımsızlık ve
dış müdahaleye karşı duruş üzerine kurmuştur. Bu değişim yalnızca İran’ın iç yapısını değil,
bölgedeki dengeleri de etkilemiş; İran kısa sürede Ortadoğu’da farklı bir aktör olarak öne
çıkmıştır.
Yeni sistemle birlikte İran’ın dış politikası daha ideolojik bir çerçeve kazanmıştır. ABD ve İsrail ile
yaşanan gerilimler bu dönemin belirleyici unsurlarından biri olurken, İran kendisini bölgesel
düzende mevcut yapıya alternatif bir güç olarak konumlandırmıştır. Bu süreçte Şii kimliğin daha
görünür hale gelmesi, özellikle Suudi Arabistan ile olan rekabeti derinleştirmiştir. Bu rekabet
zamanla yalnızca söylem düzeyinde kalmamış; Yemen, Suriye ve Irak gibi ülkelerde dolaylı
çatışmalar şeklinde kendini göstermiştir.
1980–1988 İran-Irak Savaşı ise bu yeni yapının şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Uzun
süren bu savaş, İran’da güvenlik algısını kalıcı biçimde değiştirmiştir. Savaş deneyimi, İran’ın
doğrudan askeri çatışmalar yerine daha esnek yöntemler geliştirmesine yol açmıştır. Bu noktada
İran, bölgesel etkisini artırmak için devlet dışı aktörlerle ilişkilerini güçlendirmiş ve bu aktörler
üzerinden hareket etmeyi tercih etmiştir.Bu yaklaşımın en belirgin örnekleri arasında
Lübnan’daki Hizbullah, Irak’taki çeşitli silahlı gruplar ve Yemen’deki Husiler yer almaktadır. İran,
bu yapılar sayesinde doğrudan sahada bulunmadan etkisini hissettirebilmiş ve bölgedeki
gelişmelere müdahil olabilmiştir. Ancak bu durum aynı zamanda Ortadoğu’da çatışmaların daha
karmaşık hale gelmesine ve devlet yapılarının zayıflamasına da neden olmuştur.
2000’li yıllarla birlikte İran’ın nükleer programı, bölgesel gerilimlerin merkezine yerleşmiştir. Bu
program, özellikle ABD ve İsrail tarafından güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmiş ve İran
üzerindeki siyasi ve ekonomik baskı artmıştır. İran ise bu süreçte Rusya ve Çin gibi aktörlerle
ilişkilerini geliştirerek uluslararası sistemde farklı bir denge kurmaya çalışmıştır. Böylece
Ortadoğu’daki rekabet yalnızca bölgesel olmaktan çıkmış, küresel boyut kazanmıştır.
2026 yılında ortaya çıkan savaş, aslında bu uzun sürecin bir sonucu olarak değerlendirilebilir.
Yıllardır vekil aktörler üzerinden yürütülen çatışmaların giderek kontrolden çıkması, nükleer
program etrafındaki gerilim ve İran ile ABD-İsrail hattı arasındaki tarihsel rekabet, doğrudan bir
karşı karşıya gelme sürecini beraberinde getirmiştir. Bu savaşla birlikte Ortadoğu’da daha
belirgin bir kutuplaşma ortaya çıkmış; bir tarafta İran ve onunla bağlantılı yapılar, diğer tarafta
ise ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri yer almıştır.
Bu noktada dikkat çeken en önemli değişim, İran’ın uzun süredir uyguladığı dolaylı çatışma
stratejisinin tek başına yeterli olmaktan çıkmasıdır. Vekil güçler hâlâ etkili olsa da savaşın
doğrudan askeri boyuta taşınması, bölgedeki riskleri artırmıştır. Füze teknolojileri, insansız hava
araçları ve enerji altyapılarının hedef haline gelmesi, çatışmanın yalnızca askeri değil ekonomik
sonuçlar da doğurduğunu göstermektedir. Özellikle enerji hatlarının etkilenmesi, Ortadoğu’daki
bir savaşın küresel sonuçlar yaratabileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Bu çerçevede değerlendirildiğinde, İran’daki değişimin yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar
doğurma potansiyeli taşıdığı görülmektedir. Özellikle enerji hatları üzerindeki etkisi, küresel
enerji krizlerini tetikleyebilecek bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bunun yanında, savaşın daha
geniş çaplı çatışmalara dönüşme ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Bu noktada müttefik
ülkelerin tutumu ve savaşın nasıl ilerleyeceği belirleyici olacaktır. Özellikle ABD’nin bölgedeki
rolü, farklı şekillerde yorumlanmaktadır. ABD’nin amacı gerçekten siyasi dönüşüm ve istikrar
sağlamak mı, yoksa süreci müzakere yoluyla kontrol altına alarak enerji kaynakları ve nükleer
program üzerinden bir denge kurmak mı sorusu önemini korumaktadır. İran tarafında zaman
zaman diplomatiktemaslara açık olunabileceğine dair açıklamalar yapılması da, çatışmanın
yalnızca askeri değil aynı zamanda pazarlık süreçleriyle şekillenebileceğini göstermektedir. Bu
nedenle mevcut sürecin, sadece bir savaş olarak değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel
güçlerin yeniden konumlandığı bir dönem olarak değerlendirilmesi daha açıklayıcı olacaktır.
Kaynakça;
BBC News. (2024–2026). Iran profile and Middle East tensions. https://www.bbc.com
Carnegie Endowment for International Peace. (2023). The Saudi-Iran rapprochement
and regional implications. https://carnegieendowment.org
CSIS (Center for Strategic and International Studies). (2025). Iranian strategy and proxy
networks in the Middle East. https://www.csis.org
Crisis Group. (2024–2025). Iran’s regional role and Middle East conflicts.
https://www.crisisgroup.org
Deloitte Insights. (2026). Impact of Middle East conflict on global energy markets.
https://www.deloitte.com
International Atomic Energy Agency (IAEA). (2025). Iran nuclear program reports.
https://www.iaea.org
Reuters. (2025–2026). Iran conflict, energy crisis and regional war coverage.
https://www.reuters.com
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2023). İran’ın dış politikası ve bölgesel gelişmeler.
https://www.mfa.gov.tr