Küresel Güç Dengesinde Orta Asya: Rusya ve Çin Hegemonyasına Karşı Çok Taraflılık

10.05.2026

Simay Nur Şenyuva


1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya’da tüm dengelerin değiştiğini söylemek elbette ki mümkündür. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beklenmedik bir şekilde bağımsızlıklarını kazanan devletler, günümüzde bölgedeki varlıklarını güçlendirmek ve iyileştirmek adına etkili adımlar atmaktadırlar. Orta Asya’da süregelen güç mücadelesi; Rusya'nın “yakın çevre” (near abroad) doktrini ve Çin’in ekonomik yayılmacılığı, bahsi geçen devletleri -Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan- ikili bloğa hapsederken onları bir çıkış yolu aramaya mecbur bırakmıştır. Orta Asya devletleri, bu ikili blok arasında egemenlik kaygısıyla mevcudiyetini devam ettirirken gerek bölgesel gerekse uluslararası bir örgütlenmenin varlığına ihtiyaç duymuşlardır. Bahsi geçen devletlerin bireysel olarak karşı karşıya kaldıkları iç karışıklıklar, birlikte hareket etmeyi kaçınılmaz kılarken bölgesel kalkınmanın gerçekleşebilmesi için daha cesur adımlar atmaya teşvik ediyor.


2015 yılında ABD’nin öncülüğünde başlatılan C5+1 (Bahsi geçen Orta Asya devletleri ve ABD) formatı bunun en dikkat çekici örneklerinden biridir. Bu yapılanmanın bölgedeki özerk yapıyı tehdit etmeden pratik iş birliğinin önemini vurgulaması ve taraf devletlerin egemenliğini tehdit etmemesi, bugün karşılaştığımız manzaranın önemli sebeplerindendir. Geçen süre zarfında bu model genişletilmiş ve daha da güçlenmiş; ancak 2015’ten bugüne kat edilen mesafe, C5+1 gibi dış güç odaklı formatların bölge için artık bir "tavan" oluşturmaya başladığını göstermektedir. Bu noktada genişleme kaçınılmazken gündemde olan S7+ (Silk Seven-Plus) modeli, bu ihtiyacın bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. S7+; odağını sadece dış güçlerle olan diyalogdan çıkarıp Afganistan, Azerbaycan ve nihai olarak Pakistan’ı da kapsayan "Genişletilmiş Orta Asya" (Greater Central Asia) vizyonuna çevirmektedir. Afganistan’da hâlâ Sovyet işgalinin esintileri hâkimken bölgenin güneyindeki istikrarsızlık, şiddet ve yoksulluğun zayıflaması adına bu oluşumun içinde bulunmak Afganistan için kaçınılmaz bir fırsat

olarak gündeme gelirken; Azerbaycan’ın bu denkleme dahil olmasıyla Orta Asya, Hazar Denizi üzerinden dünyaya bağlanarak kapalı bir coğrafyadan ziyade küresel bir lojistik kavşağa dönüşmektedir. Bir diğer yandan Azerbaycan’ın bu bölgesel çerçeveye dahil olması sadece ekonomik ve lojistik açıdan değil, aynı zamanda derin bir “kimlik” inşasının da en önemli sonuçlarından birini gündeme getirmektedir.


Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Rusya’yı ekonomik olarak zorlaması, bu Orta Asya devletleri ve diğer dış güçler için kaçırılmaz bir fırsat haline gelmiştir. Nisan 2025’te ilk AB-Orta Asya zirvesi yapılırken stratejik bir ortaklık bildirisi yayımlandı. Kasım 2025’te Orta Asya liderleri ve Trump bir araya gelirken günümüz dünyasının en önemli enerji kaynaklarından biri olan Nadir Toprak Elementleri (NTE) gündemin ana başlıklarındanbiriydi. Bölgenin bu elementler bakımından oldukça zengin rezervlere sahip olması (Kazakistan ve Özbekistan) ve Çin’in NTE işleme ve kullanımında dünyada tekel konumunda olması, bu toplantının ne kadar önemli ve kritik olduğunu bir kez daha vurguluyor. Çin'in NTE üzerindeki tekelini kırmak Batı (özellikle ABD) için ulusal bir güvenlik meselesidir. Bu göz önüne alındığında Orta Asya devletleri masada sadece birer “maden sahası” olarak değil; küresel teknoloji ve savunma sanayi zincirinde Çin’e alternatif olabilecek stratejik ortaklar olarak oturuyorlar. Pekin yönetiminin bu durum karşısında sessiz kalmayacağı açıktır. Orta Asya’nın bu ham maddeleri Çin yerine Batı’ya satması, Pekin’in elindeki en büyük küresel kozu zayıflatır.


Sonuç olarak; 1991 yılında “hazırlıksız” kazanılan bağımsızlık, otuz yılı aşkın bir sürenin ardından yerini bilinçli ve çok boyutlu bir stratejik özerkliğe (Strategic Autonomy) bırakmaktadır. Azerbaycan’ın denkleme dahil olmasıyla Hazar üzerinden dünyaya açılan, Afganistan ile güneydeki istikrarsızlığı iş birliğine dönüştüren Orta Asya; sahip olduğu kritik kaynakları kullanarak uluslararası sistemde artık sadece bir nesne olarak değil, işin öznesi olarak önemli bir rol oynuyor. Rusya’nın askeri nüfuz alanı ya da Çin’in ekonomik determinizmi arasında sıkışmaktansa kendi kaderini tayin etmek için attığı bu adımlar, modern İpek Yolu’nun yeni ve bağımsız mimarisini temsil etmektedir.



Kaynakça


Burke, J. (2026, 21 Ocak). Multilateralism as the mother of a new economic order: Making a case for unity in Greater Central Asia. New Lines Institute.

https://newlinesinstitute.org/central-asia-center/unity-in-greater-central-asia/


Burke, J. (2026, 30 Nisan). The next-gen Silk Road: A bold new policy framework for Central Asia. New Lines Institute. https://newlinesinstitute.org/in_the_media/the-next-gen-silk-road-a-bold-new-policy-framework-for-central-asia/


Dunn, S. (2025, 12 Aralık). Turkic or Central Asian? Azerbaijan’s entry tests the region’s identity. The Diplomat. https://thediplomat.com/2025/12/turkic-or-central-asian-azerbaijans-entry-tests-the-regions-identity/


Gökalp, A. Z. (2025, 7 Kasım). ABD'nin Orta Asya stratejisinde yeni dönem: C5+1'in dönüşümü. TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi.

https://tudpam.org/abdnin-orta-asya-stratejisinde-yeni-donem-c51in-donusumu/


Putz, C. (2025, 14 Kasım). Central Asian leaders meet Trump: Rare earth elements and the new strategic landscape. The Diplomat. https://thediplomat.com/2025/11/central-asian-leaders-meet-trump-rare-earth-elements-and-the-new-strategic-landscape/


Sciorati, G. (Ed.). (2025). Central Asia between China and Russia: Exercising agency in a changing regional order. LSE IDEAS, London School of Economics and Political Science. 

https://www.lse.ac.uk/asset-library/central-asia-between-china-and-russia-exercising-agency-in-a-changing-regional-order-ed.-giulia-sciorati.pdf