Söylem ve Gerçeklik Çelişkisi Arasında: Make America Great Again Söylemi ve Trump Dönemi İran Savaşı :

Yazar: Berat Börk 

04.04.2026


         ABD başkanı Donald Trump 2016 seçim kampanyasını yürüttüğü süre boyunca, öne çıkardığı "MAKE AMERİCA GREAT AGAİN " (MAGA) söylemi, sıkı göçmen politikaları, ABD’nin küresel sistemde hegemonik bir liderlikten ziyade kendi ulusal çıkarlarının ön plana alındığı ve dış politika ’da klasik Amerikan dış politikasından farklı olarak AMERİCAN FİRST (Önce Amerika) söylemi ile çerçevelenen MAGA özellikle ABD ekonomisinde büyük yük oluşturan maliyeti yüksek olan müdahalelerden vazgeçilmesi ve savaşların durdurulması, askeri varlıklara yönelik gelen eleştiriler sonucunda MAGA söylemine karşı Amerikan kamuoyunda geniş bir konumda yer almıştır. 

Bu söylemler ile düşündüğümüzde, Trump yönetiminin İran’a karşı ABD-İSRAİL iş birliği ile başlattığı operasyonda bu söylemin teorik açıdan ne denli tutarlılık gösterdiği sorusu zihinlerimizde canlanmıştır. Özellikle ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü " Maksimum Baskı " politikası ve 2020 yılında Bağdat Uluslararası Havalimanı’na düzenlediği İHA saldırısı sonucunda Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile birlikte, MAGA söyleminin müdahalecilik karşıtı politikaları söylem ve gerçeklik arasında belirgin bir biçimde uyumsuzluk görülmektedir. MAGA söylemi cumhuriyetçi dış politika anlayışından önemli ölçüde ayrışmaktadır, Klasik Amerikan dış politikası uluslararası düzenin korunması ve küresel hegemonik liderliğinin sürdürülmesi üzerine stratejiler oluşturulup buna yönelik politikalar hayata geçirilirken, Trump yönetimi ile bu tutum tamamen farklı bir eksene doğru yön almıştır. Trump yönetimi'nin bu eksen kaymasında üç temel nokta ön plana çıkmaktadır;

 • Müttefiklerin paydaşlık oranını artırmak örnek vermek gerekirse; Trump’ın dış politika stratejilerinden biri de müttefiklerin güvenlik maliyetini daha fazla paylaşması gerektiğini savunmaktadır. Bu bağlam üzerinde NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarının artırılması yönündeki Trump yönetiminin baskısı verdiğimiz örnek için en somut göstergedir. Trump Avrupa ülkelerinin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın %2’lik diliminin, savunma harcaması yapma hedefine yeterince önem verilmediğini sıkça dile getirmiştir. 

• Uzun süreli askeri müdahalelerden kaçınma

 • ABD’nin ulusal ve ekonomik çıkarlarını gözetmek Bu yaklaşım pratikte ABD’ni izolasyonist politika izlemesi yönünde doğru strateji izlemesine olanak vermemiştir, aksine belirli şartlarda Preemptive War (Önleyici Savaş) kullanımını meşrulaştırmıştır. Dış politikada bu durum önleyici müdahale olarak tanımlanan kavramın kullanılmasına sebebiyet vermektedir.

 Trump yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü politikalar MAGA söyleminin dış politika boyutunun teorik açıdan nasıl şekillendiği incelemek önemli bir noktadır. MAGA söylemi ABD’nin ekonomik maliyeti yüksek operasyon ve savaşlardan uzak tutmak, müttefiklerin güvenlik maliyeti konusundaki paydaşlık oranını artırmayı hedeflese de 28 Şubat 2026 ABD-İSRAİL orta doğu ’da güvenlik iş birliği bağlamında İran’a yapılan operasyon tam manasıyla söylenen söylemler ile gerçeklik konusunda uyumsuzluk hakimdir. 2020 yılında ABD’nin Bağdat Uluslararası Havalimanı’na saldırısı sonucunda Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ABD-İRAN arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirmiştir. Bu operasyon sonucunda ABD’nin İran’a karşı Önleyici saldırı kullanımı konusunda hiçbir çekincesinin olmadığını göstermiştir. ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü politikalar neticesinde müttefiklerle yapılan stratejik planlamalar bu bağlamda İsrail ile yapılan güvenlik ortaklığı Orta Doğu’da Şii hilalinin kırılmasına yönelik hamleler bu güvenlik ortaklığının parçası olduğunu bizlere göstermiştir. Bu politikalar sonucu ABD doğrudan İran’a karşı tek taraflı baskı araçlarını kullanmaktan ziyade çok katmanlı baskı araçları oluşturduğunu göstermektedir. 

ABD’nin doğrudan askeri yükünü hafifleterek müttefikler üzerinden stratejik planlama stratejisi şeklinde düşünülebilir. Uluslararası İlişkiler Disiplininde bu terim yük paylaşımı olarak kavramsallaştırılmış bir terimdir, bu durumda İran’a karşı yürütülen çok katmanlı baskı politikası Orta Doğuda bir kriz yarattığı ve ABD için ekstra ekonomik maliyet oluşturacağı ön görülmektedir. Bu açıdan ortaya çıkan temel çelişki, MAGA söyleminin planladığı ekonomik maliyet getiren operasyon ve savaşlardan kaçınan dış politika yaklaşımından İran’a karşı gerçekleştirilen operasyon ile söylem ve gerçeklik arasında uyumsuzluk hakimdir. Trump yönetimi müttefikler arasında güvenlik maliyetinin paydaşlık oranının artırılmaya çalışılırken bir yandan da İran’a gerçekleştirilen operasyon ile dış politika da teori ile pratik açıdan çelişki örneği olarak kamuoyuna yansımaktadır. Sonuç olarak MAGA örneği üzerinden değişen politik kararların söylem ve gerçeklik arasında nasıl bir çelişki yarattığını göstermektedir.